Cilt 7 Sayı 1

İstanbul Yeni Yüzyıl Üniversitesi
Yeni Yüzyıl Journal of Medical Sciences

MAKALELER

İntraosseöz ve İntraligamenter Anestezi Hakkında Yapılmış Çalışmaların Bibliyometrik Analizi

Aim: To analyze the distribution of publications on intraosseous and intraligamentary anesthesia in the Scopus database using bibliometric methods, aiming to reveal research trends and provide an overview of the literature. Methods: A search was performed in the Scopus database on March 14, 2025, using the keywords “intraligamentary, intraosseous, anesthesia, anesthetic, dental.” English-language research articles published between 1990 and 2024 were included. An initial total of 828 publications was identified, and after applying exclusion criteria, 115 articles were analyzed. Data were downloaded in CSV format and processed with the Biblioshiny software. Parameters such as number of authors, keyword usage, publishing journals, and contributing countries were evaluated. Results: A total of 370 authors contributed to the 115 analyzed articles. In these publications, 187 distinct keywords and 47 journals were recorded. The peak year for publications was 2024. The Journal of Endodontics had the highest number of publications, Beck M. was the most prolific author, and the Faculty of Dentistry was the most productive institution. The United States was the leading country in terms of output. The keywords “male” and “female” were among the most frequently used. Conclusion: This bibliometric analysis highlights the overall framework of the literature on intraosseous and intraligamentary anesthesia and reflects current research trends in dentistry. The results identify key contributors, institutions, and countries, and may serve as a guide for future studies. Furthermore, the findings provide useful insights for advancing clinical practice, updating educational content, and improving patient care quality.

NRF2’nin Kanserde Stres Odaklı Sinyalleşme ve Metabolik Yeniden Programlamadaki Rolü

Tümör hücreleri, hipoksi, oksidatif stres ve terapötik etkiler gibi çevresel streslere yanıt olarak enerji metabolizmalarını yeniden programlama yeteneği kazanır. Bu adaptif değişimi yönlendiren temel faktörler arasında, redoks homeostazı ve ara metabolizmanın ana transkripsiyonel düzenleyicisi olan Nrf2 ve ilişkili sinyal yolu aktivasyonları yer almaktadır. Nrf2'nin glikoliz, lipit metabolizması ve amino asit dönüşümünü düzenlemede rol oynadığı ve bunların her birinin ilaç direncinin ortaya çıkmasına ve sürdürülmesine de katkıda bulunduğu bilinmektedir. Aktive Nrf2, glutatyon biyosentezi, NADPH rejenerasyonu ve ksenobiyotik metabolizmasında rol oynayan sitoprotektif genlerin promotörlerindeki ARE'lere bağlanarak gerek tümör ilerlemesini, gerekse de p53 birikimini destekleyerek hücre ölümünü başlatabilir. Antioksidan savunma ve detoksifikasyonda rol oynayan genlerin transkripsiyonel aktivasyonu yoluyla Nrf2, kanser hücrelerini oksidatif hasardan ve kemoterapötik etkilerden korur. Nrf2 glikasyon yollarını hedeflemek, pro-oksidan tedavilerin etkinliğini arttırmada ve tümör antioksidan savunmalarını zayıflatmada bir strateji olarak önemlidir. Tüm bu transkripsiyonel yeniden programlamalar, ROS'un detoksifikasyonunu, redoks homeostazının restorasyonunu ve oksidatif lezyonların onarımını kolaylaştırarak hücresel sağkalımı destekler. Bazal koşullar altında, Nrf2 sitoplazmada Keap1 tarafından ubikitinlenir ve parçalanır. Tümörigenezde onkometabolit birikiminden kaynaklanan artan ROS seviyeleri, Keap1 üzerindeki sistein kalıntılarını değiştirerek, Nrf2'yi parçalanmak üzere hedefleme yeteneğini zayıflatır. Bu durum, Nrf2'nin çekirdeğe taşınmasına ve burada ARE tarafından yönlendirilen genlerin transkripsiyonunu aktive ederek hücresel antioksidan kapasitesini artırmasına ve oksidatif stres altında hayatta kalmayı desteklemesine olanak tanır. NRF2'nin kanserde bahsedilen tüm bu yeniden programlama süreçleri, özellikle glikoliz, glutaminoliz ve redoks tamponlaması, kanser hücrelerinde anabolik büyümeyi içeren metabolik reprogramlanmayı ve stres adaptasyonunu desteklemesi açısından kritik öneme sahiptir.

Türkiye’de Pediatrik Primer Başağrılarıyla İlişkili Psikososyal Faktörler Üzerine Yapılan Tezlerin Bibliyometrik Analizi

Amaç: Bu çalışmanın amacı, primer başağrısı tanılı çocuk ve ergenlerde başağrılarını psikososyal değişkenler bağlamında ele alan tezlerin bibliyometrik analiz yöntemiyle incelenmesidir. Gereç ve Yöntem: Retrospektif tanımlayıcı tipteki bu araştırmada, “başağrısı”, “başağrıları”, “migren”, “çocuk”, “ergen” ve “adolesan” anahtar kelimeleri kullanılarak Aralık 2024 tarihine kadar Yükseköğretim Kurulu Tez Merkezi veri tabanına yüklenen çalışmalar, dahil etme kriterlerine uygunlukları açısından detaylı olarak incelenmiştir. İnceleme sonrasında gerekli şartları sağlayan toplam 32 tez, çeşitli bibliyometrik parametreler kapsamında değerlendirilmiştir. Verilerin analizinde frekans ve yüzde dağılımlarının yanı sıra değişkenler arası ilişkileri belirlemek amacıyla Ki-kare ve Fisher’s Exact testleri uygulanmış, ağ temelli görselleştirmeler için VOSviewer yazılımı ile Kamada–Kawai yerleşim algoritmasından yararlanılmıştır . Bulgular: Analiz sonuçları, Türkiye’de konuyla ilgili tez sayısının düzenli olmamakla birlikte son yirmi yıl içinde belirgin ve istatistiksel olarak anlamlı bir artış gösterdiğini ortaya koymuştur (p<0,01). Tezlerin büyük çoğunluğunu tıpta uzmanlık tezleri oluşturmakta olup, bu alanda en fazla çalışmanın Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları anabilim dalında ve Mersin Üniversitesi bünyesinde yürütüldüğü belirlenmiştir. Danışman unvanı ile örneklem tanı gruplarının ve veri toplama stratejilerinin çeşitliliği arasında; ayrıca yaşa uygun ölçme aracı kullanımı ile anabilim dalı arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişkiler saptanmıştır (p<0,05). Çocuk ve ergenlerde başağrılarının psikolojik semptomlar, yaşam kalitesi ve psikiyatrik bozukluk komorbiditesi ile ilişkisi, özellikle çocuk sağlığı ve hastalıkları, çocuk psikiyatri ve çocuk nöroloji disiplinlerinde olmak üzere, en sık araştırılan konular arasında yer almıştır. Ayrıca incelenen tezlerin yaklaşık yarısının uluslararası ve ulusal indeksli hakemli dergilerde yayına dönüştürüldüğü tespit edilmiştir. Sonuç: Bu çalışma, dünya genelinde önemi giderek artan pediatrik başağrılarının psikososyal yönüne ilişkin araştırma eğilimlerini ülkemiz özelinde ortaya koyan ilk kapsamlı bibliyometrik inceleme olarak değerlendirilebilir. Gelecekte farklı veri tabanlarını, bilimsel yayın türlerini ve ek parametreleri kapsayan araştırmaların planlanması, elde edilen sonuçların ve konuyla ilgili literatürün zenginleşmesine katkı sağlayacaktır.

Türkiye’de Satılan Göz Farı Ve Ruj Kozmetik Ürünlerinin İçerisinde Bulunan Kurşun Ve Kadmiyum Ağır Metallerinin Varlığının Ve Miktarlarının Atomik Absorpsiyon Spektrofotometresi (AAS) İle Belirlenmesi

Amaç: Bu çalışmanın amacı, piyasada satışa sunulan çeşitli kozmetik ürünlerinde (göz farı ve ruj) ağır metal safsızlıklarının düzeylerini incelemek, özellikle kurşun (Pb) ve kadmiyumun (Cd) varlığını, miktarlarını belirlemek ve Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu Kozmetik Ürünlerde Ağır Metal Safsızlıklarına İlişkin Kılavuzu’na göre değerlendirmektir. Kozmetik ürünlerde ağır metal birikiminin potansiyel sağlık riskleri dikkate alındığında, elde edilen sonuçların halk sağlığının korunmasına katkı sağlaması hedeflenmiştir. Yöntem: Çalışma kapsamında farklı markalara ait göz farı ve ruj örnekleri piyasa üzerinden temin edilmiştir. Ürünlerden uygun örnek hazırlama prosedürleri doğrultusunda çözeltiler hazırlanmış, stok çözeltilerden standart çözeltiler elde edilmiştir. Kurşun ve kadmiyum analizleri, yüksek duyarlılığı ve düşük tayin limitleri sayesinde Grafit Fırınlı Atomik Absorpsiyon Spektroskopisi (GFAAS) yöntemi kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Ölçümler her metal için uygun dalga boylarında yapılmış, standart çözeltilerle oluşturulan ölçü eğrileri doğrultusunda örneklerdeki ağır metal konsantrasyonları hesaplanmıştır. Bulgular: Analiz edilen kozmetik ürünlerinin tamamında kurşun ve kadmiyumun eser miktarlarda bulunduğu tespit edilmiştir. GF-AAS ile elde edilen sonuçlar, örneklerin bir kısmında ağır metal düzeylerinin doğal safsızlık olarak kabul edilebilecek seviyelerde olduğunu, ancak bazı ürünlerde bu miktarların belirli aralıklarda değişiklik gösterdiğini ortaya koymuştur. Ölçümlerde elde edilen veriler güvenilirlik kriterlerini sağlamış ve oluşturulan kalibrasyon eğrileri yüksek doğruluk göstermiştir. Sonuç: Çalışma sonucunda incelenen göz farı ve ruj ürünlerinde eser miktarda kurşun (Pb) ve kadmiyum (Cd) bulunduğu belirlenmiştir. Bu metal konsantrasyonları genel olarak kabul edilen sınır değerlerin altında olmakla birlikte, ağır metallerin kümülatif etkileri ve sürekli kullanım sonucu oluşabilecek maruziyet göz önünde bulundurulduğunda, kozmetik ürünlerin içerik kontrollerinin düzenli olarak yapılmasının önemi bir kez daha ortaya çıkmaktadır. Elde edilen veriler, kozmetik ürünlerdeki ağır metal safsızlıklarının hem tüketici sağlığı hem de sektörel denetimler açısından önem taşıdığını göstermektedir

Yetişkinlerde Algılanan Duygusal Şiddetin Empatik ve Sosyal Özyeterlik Algısı Üstüne Etkisinin İncelenmesi

Amaç: Bu araştırmanın amacı; yetişkinlerin algıladıkları duygusal şiddetin, empatik özyeterlik ve sosyal özyeterlik algıları üstüne etkisinin tespit edilmesi ve bazı katılımcı değişkenleri açısından incelenmesidir. Yöntem: Araştırmanın örneklemini 18 – 65 yaş aralığındaki sağlıklı bireylerden toplam 306 kişi oluşturmaktadır. Katılımcı verilerinin toplanması amacıyla Sosyodemografik Bilgi Formu, Algılanan Duygusal İstismar Ölçeği ve Algılanan Empatik ve Sosyal Öz Yeterlik Ölçeği kullanılmıştır. Araştırmada tarama modeli kullanılmış; tarama modellerinden anket yöntemi seçilmiştir. İstatistiksel analizler için tanımlayıcı istatistikler, Pearson Kolerasyon analizi ve Basit Doğrusal Regresyon Analizi kullanılmıştır. Bulgular: Yapılan basit doğrusal regresyon analizine göre, algılanan duygusal şiddet düzeyi, algılanan empatik özyeterlik puanlarını anlamlı düzeyde yordamaktadır (R² = .09, F(1, 304) = 29.45, p < 0,001). Regresyon katsayısı anlamlı olup, algılanan duygusal şiddetteki her bir birimlik artışın empatik özyeterlik puanlarında .31 birimlik artışla ilişkili olduğu belirlenmiştir (B = 0.31, t = 5.43, p < 0,001). Benzer şekilde, algılanan duygusal şiddet sosyal özyeterlik puanlarını da anlamlı düzeyde yordamaktadır (R² = .17, F(1, 304) = 64.08, p < 0,001). Regresyon katsayısı anlamlı bulunmuş, algılanan duygusal şiddetteki her bir birimlik artışın sosyal özyeterlik puanında .46 birimlik artışla ilişkili olduğu gözlenmiştir (B = 0.46, t = 8.01, p < 0,001). Sonuç: Araştırma bulguları, algılanan duygusal şiddetin hem empatik özyeterlik hem de sosyal özyeterlik algısını anlamlı düzeyde yordadığını göstermektedir (p < 0,001; p < 0,001). Çalışmanın sonuçları, duygusal şiddetin bireylerin sosyal ilişkilerine ve empatik becerilerine ilişkin algılarını şekillendirdiğini ve bu süreçlerin psikolojik müdahale programlarınca dikkate alınması gerektiğini düşündürmektedir.

ISSN: 2687-5349 / E-ISSN: 2687-5411 / YAYIN ARALIĞI: Yılda 4 Sayı / BAŞLANGIÇ: 2019 / YAYINCI: İstanbul Yeni Yüzyıl Üniversitesi

Istanbul Yeni Yuzyil University – Journal of Medical Sciences © 2019 is licensed under CC BY-NC-ND 4.0

To view a copy of this license, visit http://creativecommons.org/licenses/by-nc-nd/4.0/